Diplomasi kavramı, en temelde uluslararası ilişkilerde karşılaşılan sorunların karşılıklı müzakereler yoluyla çözüme kavuşturulma sürecidir. Devletler, diplomatik süreçleri özel yetkilerle donattığı elçiler yoluyla yürütmektedir. Diplomasi örneklerine tarihin hemen her döneminde rastlamak mümkündür. Nitekim tarih boyunca insanın olduğu her yerde bir devlet organizasyonu olmuştur ve bu organizasyonlar karşılıklı iletişime ihtiyaç duymuştur. Devletler, modern dönem öncesinde aralarında vuku bulan ihtilaflı meseleleri çözüme kavuşturmak, harplere son vermek ve karşılıklı ilişkileri idame ettirmek maksadıyla birbirlerine elçiler göndermiştir

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu izleyen dönemde diplomasi, henüz modern dönemdeki işlevini ve kurumsal hüviyetini kazanmamıştır. Ancak bu, devletler arasında düzenli bir iletişim süreci olmadığı anlamına gelmemelidir. Zira diplomasinin kavramsal ve kuramsal çerçevesi henüz çizilmemiş olsa da, muhteva bakımından uygulandığı görülmektedir. Bu dönemde bir elçi, yöneticisinden aldığı direktifi ilgili devlete iletmekle görevlidir. Elçi, vazifesini îfa ettikten sonra ülkesine geri dönmektedir. Dolayısıyla bugün ki gibi bir büyükelçilik yahut konsolosluk gibi bir müessese o tarihlerde mevcut değildir. Diplomasinin tek taraflı icrâ edildiği ve salt geçici bir mesele etrafında şekillendiği bu iptidai diplomasi türü, literatürde “ad hoc diplomasi” olarak adlandırılmaktadır.
Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemi dış politika faaliyetlerine bakıldığında ad hoc diplomasi yöntemine başvurduğu görülmektedir. Bu yöntemi muasırlarına nazaran çok daha geç dönemlere kadar kullanan Osmanlılar, nevi şahsına münhasır bir dış politika anlayışı benimsemiştir. Osmanlı kronikleri, Aşıkpazâde tarihi ve Tevârih-i Âlî Osman(lar) gibi ilk dönem kaynakları incelendiğinde bu anlayışın nasıl temayüz ettiği daha iyi anlaşılabilmektedir. Bir Osmanlı elçisi, başka devletlere harp yahut sefer ilânı, düğün merasimine davet, siyasî ve ticarî anlaşma ve ittifak muahedesi gibi sebeplerle gönderilmiştir.

Osman Bey, Karacahisar fethi sonrasında kardeşi Gündüz Alp’e fetih politikası noktasındaki görüşlerini sorduğu vakit, Gündüz Alp “civarımızdaki illeri vuralım, bozalım” diye cevap vermiştir. Ancak yeni kurulan bir devlet için bunun yanlış bir yol olduğunu belirten Osman Bey, “komşularımızla iyi geçinelim, dostluk edelim ki beyliğimiz bölgede tutunabilsin” demiştir. Bu örnekten de anlaşılacağına göre Osman Bey ve akabinde tahta geçecek olan Osmanlı Sultanları, bölgesel ittifaklardan ve antlaşmalardan yararlanarak etkin bir diplomasi yürütmüşlerdir. Bugün realpolitik olarak ifade edilen konjonktürü ve mevcut statükoyu gözeterek hareket etme anlayışı, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda kendisini göstermektedir. Orhan Bey’in Bursa kalesi kuşatması esnasında (1326) kale tekfuruna elçi olarak Köse Mihal’i göndererek kalenin teslim edilmesini istemesi; yine Orhan Bey’in Venedik’e karşı Ceneviz’le ittifak için elçi tayin etmesi; 1. Murat’ın oğlu Bayezid’in düğünü münasebetiyle Anadolu beyliklerine, Memlük sultanına ve Sırp despotuna elçiler göndermesi bu duruma örnek teşkil etmektedir.
Jeopolitik olarak önemli bir konuma haiz Osmanlılar, Doğu Roma (Bizans) hudutlarında vücuda gelmiş olması itibariyle diplomatik ilişkilerinde bu durumu göz ardı edememiştir. Zira 2. Mehmed dönemine kadar geçen süre içerisinde Doğu Roma’nın varlığı, Osmanlıları dış politikada dengeli hareket etmeye mecbur etmiştir. Ancak belirtmekte yarar var ki Osmanlı ile Doğu Roma arasında devamlı surette bir hasımlık söz konusu değildir. Bir misal vererek diplomasi yoluyla elde edilen güç ve statüyü ortaya koymakta fayda görülmektedir. İmparator Kantakuzenos, Osmanlılar ile ittifak kurabilmek adına kızı Teodora’yı Orhan Bey’e vermiştir, bu izdivaç diplomatik bir sürecin zaferi ve neticesidir. Bu izdivaçla Osmanlıların artan gücü umuma âyan olmuştur. Çünkü Doğu Roma İmparatoru Osmanlı Sultanı’nı kendisine denk kabul etmiş, Osmanlı Devleti bu ve benzeri hadiselerin vukua gelmesiyle diğer Türk beyliklerinin önüne geçmiş, Müslüman-Türk dünyasının yükselen gücü olarak sivrilmeye başlamıştır. Yine Doğu Roma’da yaşanan taht kavgalarına taraf olunması ve karşılığında Çimpe Kalesi’nin alınması, başarılı diplomasinin neticelerinden birisidir.
Kuruluş döneminde izdivaçların tamamına yakını diplomatik saiklerle gerçekleşmiştir. Osmanlı akınlarını durdurmakta zorlanan Bulgar kralının, kızı Tamara’yı 1. Murad’a vererek uzlaşma isteği; 1. Bayezid’in Sırp Kralı’nın kızı Despina ile evlenmesi; Karamanoğulları’nın baskısından bıkan Germiyanoğlu Süleyman Bey’in çareyi Osmanlılarla akrabalık kurmasında bulması bu diplomatik saiklere örnek teşkil etmektedir. Netice itibariyle işletilen diplomasi yöntemi başarılı olmuş, Osmanlı Devleti savaşmadan sınırlarını genişletmiştir. Yapılan izdivaçlar sonrasında Bulgaristan Osmanlı toprağı olmuş; Sırpların vassal statüsü pekiştirilmiş; Germiyanoğulları Devlet Hatun ile beraber Osmanlılara Kütahya ve çevresini çeyiz olarak vermiştir. İlaveten belirtmek lazım ki 1. Bayezid ile Devlet Hatun’un düğün merasimi, tarihi kaynaklarda Osmanlı tarihinin en şatafatlı düğünü olarak zikredilmiştir.
Kuruluş dönemi siyasi muahedelerinde de Osmanlı Devleti’nin diplomasi anlayışının dengeli bir seyir izlediği görülmektedir. Sanılanın aksine, Osmanlılar darü’l-harp olarak nitelendirilen devletlerle kahır ekseriyet harp etmemiştir. 1. Bayezid, Niğbolu (1396) zaferi sonrasında İstanbul’un muhasarasını hızlandırmış ve Anadolu Hisarı’nı yaptırmıştır. Ancak Şark’ta beliren Timurlular tehdidi Osmanlıları iki ayrı cephede gerilime mecbur bırakmıştır. Bu durumu göz ardı edemeyen 1. Bayezid, Doğu Roma ile olan gerilimi sona erdirmiş, kuşatmayı kaldırmış ve bir antlaşma imzalamıştır. Antlaşmaya göre Osmanlı’ya verilen haraç artırılmış, İstanbul’da bir Türk mahallesi ve cami yapılması kararlaştırılmış ve Silivri’ye kadar olan yerler Osmanlı’ya bırakılmıştır. Dönemin bir diğer öne çıkan diplomatik aracı mektuplardır. Devletler, karşılıklı haberleşme ve önemli hadiseleri ilân için ferman ve ahidnâmeler hazırlatarak elçiler yoluyla diplomatik belge hüviyeti taşıyan mektupları ilgili ülkelere ulaştırmaktadır.
Osmanlı Devleti, kuruluş ve yükseliş dönemlerinde ne Şark’ta ne de Garp’ta daimi elçilik bulundurmamıştır. Çünkü uluslararası arenada devamlı yükselen bir güç olarak temayüz eden Osmanlılar, ekseriyetle diğer beylik ve devletlere isteklerini kabul ettirebildiği için bu meyanda bir ihtiyaç hâsıl olmamıştır. Yurtdışında bir elçinin devamlı surette Osmanlı’yı temsil etmesi, Osmanlı diplomasi anlayışına göre kabul edilemez bir durumdur. Diplomasinin gerekliliklerinden olan dünyadaki diğer devletleri takip etme, ticarî ilişkileri geliştirme ve aleyhte gerçekleşen durumları diplomasi yoluyla hâl yoluna koyma anlayışı, Osmanlılar için ancak 18. yüzyıl itibariyle önem kazanmıştır. Bu yüzyıla kadar Osmanlı Devleti, diğer devletleri kendisine denk görmemekte, dolayısıyla diplomasideki mütekabiliyet esasını reddetmektedir.
Sonuç olarak Osmanlıların beylikten devlete dönüştüğü süreç içerisinde tek taraflı uygulanan “ad hoc diplomasi” yaklaşımını benimsediği; siyasi izdivaçlar, ittifaklar, antlaşmalar, mektuplaşmalar ve elçiler yoluyla diplomasi yürüttüğü görülmektedir. 2. Mehmed dönemine kadar yukarıda verilen diplomasi örneklerini artırmak mümkündür. 2. Mehmed’in İstanbul’u fethiyle birlikte devlet yönetimi daha merkezi bir yerde konumlanmış, devlet cihanşümûl bir istikâmete sokulmuş ve diplomasi anlayışı da bu süreç içerisinde daha evrensel bir perspektife bürünmüştür.
KAYNAKÇA
Aşıkpaşazâde. (2013). Menâkıb-ı Âl-i Osman. (Haz. Necdet Öztürk). İstanbul: Bilge Kültür Sanat Yayınları.
Çekiç, A. (2018). Kuruluş Devri Osmanlı Diplomasisi ve Nitelikleri (1299-1451). Akademik Tarih Ve Düşünce Dergisi, 5(16), 243-267.
Gunce, S. (2020). Osmanlı Devleti’nde İlk Daimi Elçilikler ve Diplomasiye Olan Etkileri. Osmanlı Medeniyeti Araştırmaları Dergisi, 6(10), 101-114.
İnalcık, H. (2022). Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları. İstanbul: İsam Yayınları.
Karakaş, C. (2023). “Osmanlı Devleti’nde Ad Hoc Diplomasiden Sürekli Diplomasiye Geçiş: Mısır Meselesi (1831-1841)” (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Gelişim Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul.
Karal, E. Z. (1983). Osmanlı Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Kodaman, T., & Akçay, E. Y. (2010). Kuruluştan Yıkılışa Kadar Osmanlı Diplomasi Tarihi ve Türkiye’ye Bıraktığı Miras. Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, (22), 75-92.
Özkan, S. H. (2017). Osmanlı Devleti ve Diplomasi. İstanbul: İdeal Kültür Yayıncılık.
Elçi, İ. H. (2019). Osmanlı Diplomasisi ve Gelişim Süreci. Külliyat Osmanlı Araştırmaları Dergisi, (9), 23-38.
Çiftçi, H. (2020). Osmanlı Diplomasisinde “Musalahalar Devletler İledür” Kaidesi. Gazi Akademik Bakış, 13(26), 315-326.
Sönmezoğlu, F. (1992). Uluslararası İlişkiler Sözlüğü. İstanbul: Cem Yayınevi.







