Ramazan geldi… Sofralar kuruluyor, pideler bölünüyor, hurmalar paylaşılıyor. Ama aynı sokakta bir kapı var ki o kapının ardında tencere kaynamıyor.
Ve biz bunu bilmiyorsak değil… Görmezden geliyorsak suçluyuz. Hem de ne suçlu!
“Kütahya küçük bir şehir. Herkes birbirini tanır” deriz ama kimsenin kimseyi gerçekten tanımadığı bir zamandayız. Aynı apartmanda aylarca selamlaşmadan yaşayan insanlar olduk. Yan kapıda bir çocuk yatağa aç girerken biz tatlı fotoğrafları paylaşıyoruz İnstagram’dan, Facebook’tan…
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözü duvarda asılı bir yazı değil; vicdana saplanan bir çividir.
Ramazan sadece oruç değildir. Açın halini de anlamaktır. Bu şehirde yardım bekleyen ama söyleyemeyen yüzlerce insan var. İsteyemeyen, utanandan, onurundan susan insanlar…
Bir anne çocuğuna “Ben tokum” diyorsa, aslında değildir.
Bir baba sofradan erken kalkıyorsa, karnı doymamıştır.
Bir evin ışığı her akşam erkenden sönüyorsa, mesele sadece tasarruf değildir.
Bizim meselemiz de fakirlik değil artık. Bizim meselemiz duyarsızlık.
Yardım etmek sadece koli dağıtmak değildir. Sessizce kapıyı çalmaktır. Bir zarf bırakmaktır. “Bu akşam bizde iftar var” demektir. Kimseyi rencide etmeden, kimseyi teşhir etmeden.
Gösterişli sofralar değil, görünmeyen açlık utandırmalı bizi.
Bu şehir depremde kenetlendi. Selde omuz omuza verdi. Peki ya şimdi? Görünmeyen yoksulluğa karşı ne yapıyoruz?
Ramazan geldi. Soru şu:
Biz gerçekten aç mı kalıyoruz? Yoksa sadece tok muyuz?
Etrafımda tanıdığım o kadar çok yardıma muhtaç insan var ki hiç biri de yardım istemiyor…
Sevgiyle kalın…
Lafın Kısası
Aynı sokakta biri açsa, o sokakta herkes eksiktir. Vicdanı olmayanın orucu da olmaz…







